Sanat İçgüdüsü: Denis Dutton, İnsanların Sanat Algısının Ortak Bir Evrimsel Kökene Dayandığı Konusunda Haklı mı?

admin     09-04-22     Genel Haberleri     Sanat İçgüdüsü: Denis Dutton, İnsanların Sanat Algısının Ortak Bir Evrimsel Kökene Dayandığı Konusunda Haklı mı?     29 Defa Okundu

Sanatın ve sanat beğenisinin kökeni üzerine yapılan tartışmalar, sanat felsefesinin temel gündemi içerisindedir. Sanatın ne olduğu, insanların neyi sanat olarak gördüğü, sanat dalları ve eserleri arasında bir hiyerarşi olup olmadığı, etkileyici bir eserin özelliklerinin ne olabileceği, insanların ortak bir sanat beğenisinin var olup olmadığı gibi bir dizi konu üzerine çeşitli önermeler öne sürüldü ve sürülmeye de devam ediyor.

Amerikalı sanat filozofu Denis Laurence Dutton, Sanat İçgüdüsü: Güzellik, Zevk ve İnsan Evrimi adlı eserinde, özetle, insanların ortak bir sanat beğenisinin olduğu ve bu ortak beğeniyi insanın kendi evrimsel sürecinde kazandığını iddia etmektedir. Bu yazıdaki niyetimiz Dutton’dan uzun alıntılar yaparak onun kitabını tanıtmak değildir. İsteyen Türkçeye de çevrilen bu eseri alıp inceleyebilir. Ayrıca, Youtube’da kolaylıkla Dutton’ın konuşmalarına bulabilirsiniz. Buradaki amacımız, Dutton’ın iddiasını tartışabilmektir.

Tüm Reklamları Kapat

[embedded content]

Dutton, eserinin ilk bölümlerinde okuru, insanlığın ortak bir beğeni yargısına sahip olduğu fikrine ikna etmeye çalışıyor. Bu bölümde özellikle David Hume ve Immanuel Kant’a yaptığı atıflarla felsefi bir “insan doğası” tartışması yürütüyor. Devamında Pleistosen Dönem’den Holosen Dönem’e geçiş üzerinde duruyor. Bu dönemin Dutton’ın düşünceleri üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Dutton, kendi kuramını kurarken dayandığı en güçlü örnekler manzara resimleridir. Dutton “ideal savana manzarası” olarak tanımladığı resimlerin dünyanın her yerindeki insanlar tarafından beğeniyle karşılanmasını, Buzul Çağ sonrasının bereketli coğrafi ortamına benzetir. Daha doğrusu bu benzetmenin içgüdüsel olarak insanlar tarafından yapıldığını ve bu sebeple kısa otlu, ağaçlıklı, patika yolu olan, su birikintisinin, kuş vb. zararsız hayvanların bulunduğu ve uzaklarda dağların göründüğü standart manzara resimlerini “Sanat İçgüdüsü” fikrinin en güçlü örneği olarak takipçilerine sunar.

Tüm Reklamları Kapat

Doğa Manzarası Resimlerini Neden Severiz?

Doğa manzaraları Dutton’ın öne sürdüğü gibi insan beğenisinin içgüdüsel bir ürünü ise, bu tarz görsel tasvirlerin resim sanatının ortaya çıktığı andan itibaren resmin temel konularından biri olmasını bekleriz. Hatta bu doğa tasvirlerinde, Dutton’ın da işaret ettiği gibi; tehlike anında tırmanılacak ağaçlar, kısa otlar, insan için besin olabilecek hayvanlar, meyveler ve su birikintileri görmeyi umabiliriz.

Ancak resim sanatının günümüze ulaşan tarihsel örneklerine baktığımızda -ki buna duvar resimleri ve mozaikleri de dahil etmeliyiz-ağırlıklı olarak figüratif öğelerin varlığını görüyoruz. Mitolojik ve dini figürlerin resmin tarihi boyunca çok önemli bir yer tuttuğu hemen dikkatimizi çekiyor. Özellikle 18. Yüzyıl romantizmine kadar manzara, karşımıza daha çok resmin mekân unsuru olarak çıkıyor. Bu noktadaki manzara mekanlarının da gerçek doğayı tasvir etmek gibi bir derdinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Resim sanatında doğanın belli bir anlam yüklenerek resmedilmesine 18. yüzyıl romantizmiyle başlanmıştır. Bu dönem boyunca kır yaşamı, insanın mutlu olabileceği bir ortam olarak neredeyse sanatın bütün dallarında konu edilmiştir. Kırla kurulan bu tematik ilişkinin ortaya çıkışında sanayi devrimi sonrasının büyüyen kentleri ve yeni kent yaşamının önemli bir payı vardır. Kentli orta sınıflar, edebiyatta, resimde ve tiyatroda kentli insanların kır ortamındaki mutlu anlarının tasvirine büyük bir ilgi duymaktadır.

Evrim Ağacı’ndan Mesaj

Romantik dönem, kır resimlerinin kendinden önceki doğa tasvirlerinden temel farkı; sanatçıların kırı bir arka plan unsuru olmaktan çıkarmasıdır. Sanatçılar, kırın kendisine saflık, bilgelik gibi insani özellikler yüklemişlerdir. Kır tasviri tuvalde ve edebiyatta kentli aşkların yaşandığı, müziklerin ve eğlencelerin yapıldığı, bilge insanların huzur ve mutluluk bulduğu bir unsura dönüşmüştür. Romantizm öncesinde ressam, anlatmak istediği konunun figürlerini tuvale çeşitli biçimlerde yerleştirir ve daha sonra gerçekle ilgisi sorgulanır şekilde doğayı ve mimari unsurları mekân olarak tabloya iliştirirdi. Romantizmle beraber alameti farikası kır olan resimler popülerleşmeye başladı diyebiliriz.

Özetle kır/doğa tasvirinin güçlü bir şekilde resme konu olması bir tür “şehirden kaçanlar” hikayesidir. Denilebilir ki, doğa ve kır resimlerine olan ilginin temelinde insanların kentli olmanın gereklerinden duyduğu bunalım vardır.

[embedded content]

İnsanlarda Ortak Beğeni Var mı?

Bazı tablolar ve ressamlar, diğer bazı tablo ve ressamlara göre daha popülerdir. Bazı müzikler ve müzisyenler, diğer bazı müzik ve müzisyenlere göre daha çok dinleyiciye ulaşmıştır. Bazı edebiyat ürünleri ve yazarlar, diğer bazı edebiyat ürünlerine ve yazarlara göre daha çok dile çevrilmiş ve daha büyük bir okuyucu kitlesine hitap etmiştir. Bu liste uzatılabilir. Demek istediğimiz, milyonlarca insanın beğenisinin ortaklaştığı eserler ve sanatçılar vardır. Bu durum bize, insanlığın ortak beğenisinin olabileceğini göstermektedir.

Peki, ortak beğeninin kaynağı Dutton’un iddia ettiği gibi biyolojik evrimimize mi dayanmaktadır? Böyle olsaydı, değişmez bir ortak beğeniden bahsetmek gerekirdi. Ancak sanat tarihine baktığımızda bu ortak beğeninin değişebileceğini görüyoruz. Tarihimizin neredeyse her evresinde ortak beğenilerin sosyal/kültürel ortama ve buna bağlı olarak iyi beğeniyi temsil eden kesimlere göre değiştiğini görüyoruz. Antik dönemde iyi beğeniyi köle sahibi kentli sınıfların zevkleri belirliyordu. Orta çağda kilise ve aristokrasi iyi beğeninin temsilcisiydi. Sanayi devriminden sonra burjuvazi romantizmle beraber iyi beğeninin temsilcisi oldu. Müzeler, edebiyat eserleri, oyun ve konser salonları burjuvazinin zevklerini yansıtmaya başladı.

Bütün bunlar, sanatın hangi kesimler tarafından finanse edilip/tüketildiğiyle ilgilidir diyebiliriz. Sanatçının, kendi sanatını kendi istediği gibi icra etmesi, sanatçı için çok yeni bir imkandır. Bu imkân, sanayi devriminden sonra burjuvazinin ve orta sınıfların sanat tüketicisi olarak güçlü bir sosyal sınıfa dönüşmesiyle mümkün olabildi. Sanatçılar, sipariş üzerine ürün yapmak veya aristokrasiye bağlanıp bir sarayın sanatçısı olarak ürün üretmektense, kendi ürünlerini üretip onu sunabilecekleri imkanlara kabaca son 200-300 yılda ulaşabildiler.

Özetle demek istediğimiz, insanlığın ortak beğenisi vardır; ancak bu ortak beğeni tarihsel ve toplumsal koşullara göre değişmektedir.[1], [2], [3], [4]

Etiketler

Sende Paylaş:  Facebook    Tweet    Pinterest    Google+    Whatsapp  

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

İçerikler

Sohbet siteleri ziyaretçilerine yeni insanlarla tanışarak, arkadaşlıklar kurabileceği bir ortam sunmaktadır.

Takip Et

Sende ♥ hemen takip et

© Copyright 2023 Askimsin.Net - Tüm hakları saklıdır.