Dede Korkut Kimdir? Anlatılan Dede Korkut Hikayelerinin Kaynakları ve Bu Hikayelerin Özellikleri Nelerdir?

admin     17-12-22     Genel Haberleri     Dede Korkut Kimdir? Anlatılan Dede Korkut Hikayelerinin Kaynakları ve Bu Hikayelerin Özellikleri Nelerdir?     11 Defa Okundu

Bir olay veya olgu, yazıya geçirildiği anda artık ölüdür ve o ana bağlı kalır. Artık onu, yazıya geçirildiği zamandan çekip çıkartmamız veya o anlatı üzerinde ekleme-çıkartma yapmamız imkansızdır. O artık bir taşa, kaplumbağa kabuğuna, papirüse ve/veya kağıda yazılmış ve mühürlenmiştir.

Ancak sözlü edebiyat ve bu edebiyatın ürünleri bunun tam tersi istikamette gitmektedir. Sözlü edebiyatın ürünleri, zamana bağımlı değildir. Aynı veya farklı kültürün insanları sözlü anlatılara (destan, mitoloji vs.) kendi zaman ve mekanına bağlı olarak eklemeler yapabilir veya beğenmediği tarafları bir kenara atabilir. Anlatı üzerindeki bu tarz oynamalar, onu zamana karşı canlı tutar. Artık o söylendiği zamanın ürünü değil, her zamanın ürünüdür. Söylendiği andan yüzyıllar geçse bile onu duyan insanlar onda kendisine dair bir şeyler bulur, söyler ve kendisinden sonrakilere aktarır, miras bırakır.

Tüm Reklamları Kapat

“Gerçek” ile “masal”ların birbirinden ayırt edilemediği dönemlerde yaşamış insanlar, kendileri gibi yaşayan, yemek yiyen, aç kalan, savaşan ve ölen kahramanları destanlarda bulmuşlar ya da bu kahramanları destanlarda kurgulamışlardır.

Yıllar geçtikçe biriken Dede Korkut Boylarını dinleyen veya okuyan kimse, muhtemelen o hikâyelerde kendisine dair bir şeyler bulmuştur. Büyük bir olasılıkla Basat gibi Tepegöz benzeri bir yaratık öldürmemiş ya da Deli Dumrul gibi Azrail’e kafa tutmamıştır; ancak belki de çevresindekilere ya da sevdiklerine zarar veren bir belayı defetmiş veya ölümle başa çıkabilecek çareler ararken kendini asıl seven kişiyi bulmuştur.

Tüm Reklamları Kapat

Dede Korkut Boylarının Türklerin sosyal/kültürel ve siyasi hayatına dair ihtiva ettiği malumat, Türk topluluklarının arkasından yazılı kaynak/eser bırakma konusunda ince eleyip sık dokuduğu göz önüne alınırsa önemli hale gelmektedir.

Dede Korkut Boyları (Hikayeleri) Hakkında Genel Bilgiler

Başlamadan önce vurgulamakta fayda görüyoruz: Dede Korkut Boylarındaki kahramanların veya olayların gerçek kahraman ve olaylarla örtüşüp örtüşmediği bu yazının ilgi alanının dışındadır. Bu yazı için önemli olan, Dede Korkut Boylarının ne olduğu, bu boyların Oğuzname ile ne gibi bir ilişkisi bulunduğu, Dede Korkut’un kim olduğu ve halihazırda bilinen ve söylenen Dede Korkut Boylarının kaynağının neler olduğunu açıklamaya çalışmaktır.

Dede Korkut Boyları ve Oğuzname İlişkisi

Dede Korkut Kitabı (bundan sonra DKK olarak da ifade edilebilecektir) boylarının Oğuzname’nin kendisi ile bir alakası olduğu söylenir. Bu alakaya delil olarak, 1310’lu yıllarda kaleme alındığı düşünülen Dürerü’t-Ticân‘da Oğuzname hakkında verilen bilgiler gösterilir.

Evrim Ağacı’ndan Mesaj

Dolayısıyla öncelikle Oğuzname‘nin ne olduğundan ve Dürerü’t-Ticân’ın konumuz ile ne gibi bir bağlantısı bulunduğundan bahsedelim:

“Oğuzname” teriminin, anlam olarak, Oğuzlar’ın etnik ve mitolojik menkıbeleri, konusu Oğuzlar’ın kahramanlıkları olan hikâyeler yani destanlar, Türk atasözleri , geniş anlamda kozmik menşe, takvim ve köken mitleri, soy kökleri ve ortaya çıkmalarıyla ilişkili sözlü veya yazılı metinler topluluğu olduğunu söyleyebiliriz.[1], [2]

Bu ifadelere tamamlayıcı bir ek olarak ise, sadece Oğuzlar’ın hikâye ve rivayetlerini barındıran destanlar olarak değil, aynı zamanda çeşitli halk zümreleri arasında dolaşan başka rivayetler ve hikâyeleri de ilave edebiliriz.[1]

Arapça olarak yazılan Dürerü’t-Ticân, Memlûk Devleti tarihçilerinden biri olan Ebû Bekr b. Abdullah b. Aybek ed-Devâdâri tarafından kaleme alınmıştır. Bu eser, şu ana kadar bildiğimiz Oğuzname teriminin kullanıldığı en eski metindir. Eser, insanlık tarihinin başlangıcından (eserin iddiasına göre Hz. Adem’den) 1310 tarihine kadar cereyan eden olayları anlatan tek ciltlik muhtasar (kısa ve öz) bir eserdir. Eserde, Oğuzname terimi şu şekilde geçer:[1], [3], [4], [4]

Tüm Reklamları Kapat

Dikkat ederseniz İbn Devâdâri, yukarıdaki alıntıda, “Oğuzlar’ın aralarında günümüze kadar anlatageldikleri meşhur hikâyeler vardır.” demiştir. Yazar, bahsettiği hikâyelerden bir tanesi olan Tepegöz’ün hikâyesini eserinde özet şeklinde verir (hikâyenin uzunluğundan dolayı yukarıdaki alıntı içerisinde verilmemiştir; ancak hikaye, istenirse buradaki yazımızdan okunabilir). Bu özet sayesinde meşhur hikayelerden kastedilmek istenenin Dede Korkut Boyları olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, DKK’nın Vatikan (V) yazmasının adının “Hikâyet-i Oğuznâme-i Kazan Beg ve Gayrı” olması ve Dresden (D) yazmasının her bir boyunun Oğuzname olarak adlandırılması bazı araştırmacılar tarafından DKK’nın Oğuzname’nin bir parçası olduğuna delil olarak gösterilmektedir.[4]

Dede Korkut Boylarında geçen Tepegöz
Dede Korkut Boylarında geçen Tepegöz
bilimdili.com

Dede Korkut Kimdir?

Dede Korkut’un adı ilk defa İlhanlı devlet adamı, tabip ve tarihçi olan Reşideddin’in Câmiü’t-Tevârih (CT) adlı eserinin ikinci cildindeki Târih-i Oğuzân ve Türkân ve Hikâyet-i Cihângiri-i U (Oğuz ve Türklerin Tarihi ve Onların Kahramanlıkları) başlığı altında yer alan Oğuznamesinde şu şekilde geçer:[5]

Bu padişah (Ala Atlı Kiş Donlu Qayı İnal Han) çağından Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa SA. zuhur etmiş, bu hükümdar da Bayat (?) Dede Kerencük’ü elçi olarak onun hizmetine gönderip Müslüman olmuştu. Bu Qorqut Bayat boyundan Kara-Hoca’nın oğlu olup çok akıllı, bilgili ve keramet sahibi bir insandı. İnal Han Sır Yavquy zamanında ortaya çıkmıştır. Bu sözleri nakledenin dediğine göre iki yüz doksan beş yıl ömrü olmuştur. Güzel sözleri, söylenen kerametleri ve hakkındaki hikâyeler pek çoktur ve ayrıca zikredilecektir.

Dede Korkut Çizimi
Dede Korkut Çizimi
twitter.com

Reşideddin’in bahsettiği “Dede Kerencük” ile Dede Korkut arasındaki bağlantı olduğu sanılmaktadır. Alıntıda bahsedilen güzel sözler”den kastedilenin, Dede Korkut’a atfedilen atasözleri ve hikmetli sözler olduğu ve “hakkındaki hikâyeler” ifadesinden ise Dede Korkut boylarının ifade edildiği düşünülmektedir. Reşideddin “ayrıca zikredilecektir” demiştir ancak eserinde hangi sebepten olduğunu bilmediğimiz bir şekilde bu boyları zikretmemiştir.[4]

Abdülkadir İnan’a göre ise Dede Korkut, tarihi bir şahsiyet olarak değerlendirilebileceği gibi aynı zamanda bütün Türk kavimlerinin çok eski zamanlara, efsanevi devirlere ait umumi bir kahramanı daha doğrusu peygamber-baksisi (baksi, bakşı, bahşı, şaman) olarak da ele alınabilir.[6]

Tüm Reklamları Kapat

Dede Korkut, bütün Dede Korkut boylarında karşımıza çıkar. Dede Korkut’un asıl vazifesi, kopuz çalarak boy boylayıp (DKK’dan herhangi bir hikâyeyi anlatmak) soy soylamaktır (boyların içindeki manzum bölümlere “soy” denir; bu bölümleri kopuz eşliğinde söylemeye soy soylamak denir). Dede Korkut, genellikle boyların sonunda ortaya çıkar (birkaç boyda bir müşkülü çözmek için belirir) ve boy boylar, soy soylar, kahramanlara dua eder ve bazen onlara ad verir. Dede Korkut bu işleviyle, 12 boyu birbirine bağlayan ve boyları düzenleyip anlatan ortak kahramandır.[4]

Dede Korkut Hikayelerinin Kaynakları

Günümüzde bilinen Dede Korkut Kitabı’nın 12 boyu, Vatikan ve Dresden nüshalarına dayanmaktadır. 12 Aralık 2018’de Dede Korkut’un yeni bir nüshası olarak Günbed nüshası bulunmuştur. Bu nüsha da Salur Kazan’ın yedi başlı ejderhayı öldürmesi anlatılır. Bu boyun Vatikan ve Dresden nüshalarının dayandığı dip nüshadan farklı bir dip nüshaya dayandığı düşünülmektedir ve bu yüzden önemlidir. Bu nüsha ile Dede Korkut boyları 13’e çıkmaktadır. Biz bu yazımızda sadece iki ana nüsha olan D ve V nüshalarına bakacağız. Adı geçen nüshalar hakkında farklı bir başlık altında tafsilatlı bilgi verilecektir.

Dede Korkut Kitabı‘nın 12 boyunun her biri, bir veya iki kahraman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte bir boyun esas veya yardımcı kahramanları başka bir boyda da geçebilir ve bir boyda esas kahraman olan başka bir boyda yardımcı kahraman olarak görülebilir. Boylardaki kahramanların başı Salur Kazan’dır. Bunun bir yansıması olarak dört boy, Salur Kazan veya oğlu Uruz üzerine kurgulanmıştır. Diğer kahramanlar ise, Salur Kazan’ın beyleri veya arkadaşlarıdır. Bayındır Han, Salur Kazan’ın hükümdarı olarak geçse de olaylarda aktif olarak karşımıza çıkmaz. Salur Kazan ise, 12 boyun 9 tanesinde karşımıza çıkmaktadır.[4]

Tabiatüstü varlıklar ve bu varlıklarla ile mücadele eden kahramanlar Dede Korkut Kitabı‘nın, Duha Koca oğlu Deli Dumrul Boyu ile Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Boy‘da yer alır. Bu iki boy haricinde Dede Korkut Kitabı boylarının ana konusu, Oğuzların komşuları olan Kıpçaklar ile savaşları, kendi aralarında yaptıkları iç mücadeleler ve birçok kahramanın tutsaklığı ve bu tutsaklıktan kurtulmasını veya kurtarılmasını anlatan boylardır.[3], [4]

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı

Benim Adım: Galileo – Paylaşmanın Önemi

Bir insanın diğer insanların yanında kıymeti, bildiklerini paylaştığı zaman çoğalır.
Bu sayede keşfettiğimiz ya da öğrendiğimiz bazı bilgiler diğer insanlara da yol gösterici olur.
Sadece bilgiyi değil, elimizdekileri de diğer insanlarla ya da hayvanlarla paylaşmak hepimizin
eşit şartlara ulaşmasında ve birbirimizi sevmede etkilidir.
Dünyanın daha güzel bir yer olması kardeşçe yaşamakla mümkün olur.

Bilgiler ve Uyarılar:

  1. Bu ürün sipariş alındıktan 1-3 gün içinde postalanacaktır.
  2. Bu eserler, okuma-yazma bilen 5-8 yaş grubuna uygundur.
  3. Lütfen sipariş vermeden önce iade ve ürün değişikliği ile ilgili bilgilendirmemizi okuyunuz.
  4. Bu kampanya, Panama Yayıncılık tarafından Evrim Ağacı okurlarına sunulan fırsatlardan birisidir.
Devamını Göster

₺40.00


Benim Adım: Galileo - Paylaşmanın Önemi

Deli Dumrul'un Azrail ile karşılaşması.
Deli Dumrul’un Azrail ile karşılaşması.
artstation.com

Bir sözlü kaynağın ne zaman ve nerede yazıya geçirildiğini belirlememiz, bu sözlü kaynağın muhatabı olan kitlelerin kimler olduğunu anlayabilmemiz açısından önemlidir. Dede Korkut Kitabı‘nın sözlü gelenekten yazıya geçirilme zamanı ve mekânı olarak elimizde bazı bilgiler vardır:

Muharrem Ergin‘e göre, Dede Korkut Kitabı‘nın sözlü rivayetten yazıya geçirilişi, 15. yüzyılın ortası veya ikinci yarısında Akkoyunlu coğrafyasında olmalıdır. Ergin bu görüşünü şu şekilde gerekçelendirir:[1], [4] III. Murad için kaleme alınan Tevârih-i Cedid-i Mir’ât-ı Cihân adlı Oğuzname’de Bayındır Han, Uzun Hasan’ın altıncı atası gösterilir ve Dede Korkut’taki İç Oğuz, Dış Oğuz kahramanlarının Bayındır Han döneminde yaşadıkları söylenir. Hem bu bilgi hem de DKK’daki Bayındır Han’ın özel konumu, Dede Korkut boylarının en çok Akkoyunlu coğrafyasında söylendiğini gösterir.[4] Ancak Dede Korkut Kitabı boylarının en çok Akkoyunlu coğrafyasında söylenmesinin, onun bu coğrafyada yazıya geçirildiğine doğrudan delil olarak gösterilmesine şüphe ile yaklaşanlar da mevcuttur.

Pertev Naili Boratav, Dede Korkut boylarına son şekli, 15. yüzyıl başlarında Akkoyunlular’ın hâkim olduğu sahada bugünkü Kars ve Çorum vilayetleri sahasında ismi bilinmeyen bir yazar tarafından verildiğini söyler.[1]

Vasily Vladimirovich Barthold, DKK’nın telif zamanının tam olarak tespit edilemeyeceğini söylerken Dede Korkut’un Dede Korkut Kitabı‘nın giriş kısmında Osmanlı Hanedanı hakkındaki kehanetine işaret ederek, bu hikâyelerin Osmanlılar’ın Anadolu’da önemli ölçüde hâkimiyet kazanmalarından sonra tespit olunduğunu yani Yıldırım Beyazıt (1389-1402) zamanından önce yazılmış olamayacağını söylemiştir:[1], [4]

Korku Ata ayıtdı. Âhir zamanda hanlık girü Kayı’ya değe, kimsene ellerinden almaya, âhir zaman olup kıyâmet kopunca. Bu didügi Osman neslidür, işde sürilüp gide yorur.

Faruk Sümer, boylarda geçen paşa, sancak beyi, alay, gönder (kargı) gibi Osmanlı askeri teşkilatına dair kelimelere dikkat çekerek Dede Korkut Kitabı boylarının 16. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olduğunu ve bu yazılmanın Osmanlı hâkimiyeti devrinde gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Yer olarak ise, Erzurum, Kuzey Azerbaycan veya Şirvan’ı göstermiştir. Kuzey Azerbaycan ve Şirvan 1590-1603 yılları arasında 13 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.[3]

Ahmet B. Ercilasun ise, konuya şu şekilde bir açıklama getirir: Dede Korkut Kitabı‘nın 12 boyu, 15. yüzyılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Azerbaycan coğrafyasına hâkim olan Akkoyunlular zamanında son şeklini almıştır. Osmanlıların Anadolu’nun doğu ve güneydoğusuna hâkim olduğu 16. yüzyılda ise yazıya geçirilmiştir.[4]

Dede Korkut Kitabı boylarının Oğuzname’nin üç parçasından bir tanesi olduğuna dair genel bir görüş birliği var gibi gözükmektedir. Dede Korkut’un tarihi bir şahsiyet mi yoksa Türk toplulukları için uhrevi özelliği bulunan bir sembol mü olduğu konusu, hala tartışmaya açık olmasına karşın 1306-12 yıllarında kaleme alındığı düşünülen CT’nin ikinci cildi, Dede Korkut’tan tarihi bir şahsiyet olarak haber vermektedir.

Dresden (D) Nüshası

Dede Korkut Kitabı‘nın dayandığı D nüshasının kapağında yazan târih-i vefât-ı Osman Paşa, sene 993 ibaresi, yazmanın bu tarihten (993/1585) sonra istinsah (kopya) edilemeyeceğini göstermektedir. Barthold bu ibareden yola çıkarak nüshanın 1585’te istinsah edildiğini söylemiştir. Bu yazmanın tarihini tespit edebilmemize imkân sağlayan başka bir kayıt ise yoktur.[4]

Dede Korkut Kitabı‘nın D nüshasının istinsah tarihi olarak gösterilen 1585’li yıllarda Osmanlı Devleti’nin başında III. Murad (1546-1595), Safevi tahtında ise sırasıyla, Tahmasb (1524-1576) ve I. Abbas (1587-1629) vardı.

Nüshanın yazıya geçirildiği düşünülen zaman ve mekandaki siyasi gelişmelere bakmamız, ortamın sosyal ve kültürel yapısını anlamamızı kolaylaştırabilir.

Tüm Reklamları Kapat

Osmanlı Devleti, Tahmasb’ın ölümü üzerine İran’da yaşanan kargaşa ortamından faydalanmak istemiştir. Bu doğrultuda 1578’den 1639 Kasr-ı Şirin Barış Antlaşmasına kadar İran’a karşı aralıklarla saldırılarda bulunmuştur.[7]

1578’den 1590 İstanbul Antlaşmasına kadar Osmanlı Devleti Kur nehri kuzeyinde Gürcistan, Şirvan ve Dağıstan’ı ele geçirmiştir.[7] Yukarıda Faruk Sümer’in belirttiği Dede Korkut Kitabı boylarında geçen paşa, sancak beyi, alay, gönder gibi kelimeler üzerinden boyların 16. yüzyılda Osmanlı hâkimiyeti devrinde yazıya geçirildiğine dair görüşü, bu döneme denk gelmektedir ve yer olarak verdiği Kuzey Azerbaycan ve Şirvan bu dönemde Osmanlı hâkimiyetindedir.

Dresden nüshasının kapağında yazan târih-i vefât-ı Osman Paşa, sene 993 ibaresindeki Osman Paşa ise, Mısır’da 1527 yılında doğan ve Osmanlı Veziriazamı olan Özdemiroğlu Osman Paşa’dır. Osman Paşa, Osmanlı-Safevi savaşı sırasında Şirvan ve Dağıstan Beylerbeyliğine getirilmiştir. Safeviler’e karşı önce Çıldır’da ardından Alazan nehri yakınlarındaki Koyungeçidi’nde savaşmıştır. Bu savaşlar neticesinde elde edilen zaferlerle birlikte Gürcistan, Dağıstan ve Şirvan yolu Osmanlılara açılmıştır. Osman Paşa, zaferin ardından vezir rütbesiyle taltif edilip Şirvan ve Dağıstan Beylerbeyi olarak atanmıştır.[8]

III. Murad tasvir eden bir çizim.
III. Murad tasvir eden bir çizim.
Wikimedia.commons

Anlaşıldığı kadarıyla Osman Paşa, Osmanlı’nın Safeviler’e karşı zafer kazanmasında önemli bir rol oynamıştır. Osmanlılar’ın yüzeysel ve kısa süreli de olsa hâkimiyeti altına aldığı bölgelerde (Gürcistan, Dağıstan, Şirvan, Azerbaycan) yazıya geçirildiği düşünülen Dresden nüshasının müellifi, Osmanlı-Safevi savaşı kahramanlarından birisi olan Özdemiroğlu Osman Paşa’nın ölüm tarihini nüshada belirtme gereği duymuştur. Müellifin Osman Paşa’nın vefatı üzerinden tarih vermeyi tercih etmesinden, Osman Paşa’nın bölge halkı üzerinde etkili bir şahsiyet olduğu çıkarımında bulunabiliriz.

Tüm Reklamları Kapat

Bütün bu zaferlere karşın Osmanlı Devleti ele geçirdiği yeni bölgelere tam olarak yerleşemedi. Bu bölgelerdeki Türkçe konuşmakla birlikte Şii olan halk ve Anadolu’dan kaçıp gelmiş Kızılbaş aşiretler, Safeviler’e bağlı kaldı. Bununla birlikte yerel halk Osmanlılara açıkça düşmanlık gösterdi. Yerli hanedanlar ve kabile reisleri de Osmanlı idaresi yerine Şah’ın idaresini tercih etmekteydi. I. Abbas saldırıya geçip Osmanlı’nın aldığı toprakları (Şirvan, Azerbaycan ve Gürcistan) geri aldı. Bunun üzerine 1618’de alınan karar ile 1555 yılındaki Osmanlı-Safevi arasında yapılan Amasya Antlaşmasına ve bu anlaşmada belirtilen siyasi sınırlara geri dönüldü. 1623 yılında ise Şah Bağdat, Kerkük ve Musul şehirlerini ve bütün Irak coğrafyasını ele geçirdi. IV. Murad 1638 yılında ise Bağdat’ı tekrardan Osmanlı hâkimiyetine kattı. Ertesi yıl iki memleket arasında kesin sınırları belirleyen barış antlaşması yapıldı. 1639 Kasr-ı Şirin Barış Antlaşmasına göre, Osmanlılar Bağdat, Şehrizor, Van, Kars vilayetlerini muhafaza ediyor, ancak Azerbaycan üzerindeki iddialarından vazgeçiyordu.[7]

Görüldüğü gibi Dresden nüshasının yazıya geçirildiği yer olarak varsayılan bölgeler (Şirvan, Azerbaycan, Dağıstan, Gürcistan), sık sık el değiştirmekte ve buralarda tam bir huzur ortamı sağlanamamaktadır. Bölge halkının çoğunluğunun Türkçe konuşan ve Osmanlı aleyhinde faaliyet gösteren Şii unsur olduğunu göz önünde bulundurursak, Osmanlı’nın adı geçen bölgelere tam olarak nüfuz edememesinin gerekçelerinden bir tanesini belirlemiş oluruz.

Dede Korkut Kitabı‘nın ilk bilinen yazması olan Dresden nüshası, Almanya’da Dresden Krallık Kütüphanesi’nde Fleischer Külliyatı arasında 86 numaradadır. Nüshanın adı ilk yaprağında Kitâb-ı Dedem Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzân şeklinde geçmektedir. Eser, nesih (hat sanatında ve kitap istinsahlarında çok sık kullanılan bir yazı stili) yazısı ile yazılmış olup 152 varaktır ve her sayfada 13 satır bulunur.[1], [4]

Dresden nüshasının 108(b) sayfası. Kırmızı olarak yazılan yazı da "Basat'ın Tepegözü öldürdüğü boyu beyan eder Hanım Hey" yazmaktadır.
Dresden nüshasının 108(b) sayfası. Kırmızı olarak yazılan yazı da “Basat’ın Tepegözü öldürdüğü boyu beyan eder Hanım Hey” yazmaktadır.
slub-dresden.d

Çok az yerde bulunmasına karşın eser baştan sona harekesiz olarak yazılmıştır. Gerek hikâyelerin başlıkları, gerekse manzum parçalar, ayrılmadan ve bütün kitap ara vermeden (düz-ara) yazılmıştır. Satırların aralarına serpiştirilmiş olan iri noktaların gelişi güzel konulduğu ve okumada bir yararı olmadığı anlaşılmıştır. Nüshada geçen bazı kelimeler, çeşitli anlamlarda kullanıldığı da olmuştur. Bu durumdan, nüshanın tek bir yazar tarafından değil, hikâyeleri anlatan birini dinlemiş olan bir kimse tarafından kâğıda geçirilmiş olabileceği ihtimali çıkmaktadır. Hikâyeler’in bir toplulukta Han’a karşı anlatıldığı, hikâyelerin Hanım hey! nidasıyla başlayıp aynı nida ile bitmesinden anlaşılmaktadır.[1]

Tüm Reklamları Kapat

Yazmanın baş tarafında hikâyelerle ilgisi bulunmayan bir giriş vardır (3a-6b) (Buradaki a ve b harfleri, nüshanın sayfa yüzlerini ifade etmektedir. A yüzü sol taraftaki sayfayı b yüzü ise sağ taraftaki sayfayı belirtmektedir). Bunlar Dede Korkut’un dilinden söylenmiş hikmetli sözler veya atasözleridir. Girişin son bölümünde kadınların dört sınıfa ayrıldığını söyleyen bir pasaj bulunmaktadır. Bundan sonra ise hikâyeler gelmektedir ve sırasıyla şu şekildedir:

1) Dirse Han Oğlu Boğaç Han (6b-19b); 2) Salur Kazan’ın Evi Yağmalanması (19b-35a); 3) Kam Büre Bey-oğlu Bamsı Beyrek (35a-63a); 4) Kazan Bey-oğlu Uruz’un Tutsak Olması (63a-79a); 5) Duha Koca-oğlu Deli Dumrul ( 79a-87a); 6) Kanlı Koca-oğlu Kanturalı (87a-102b) 7) Kazılık Koca-oğlu Yegenek (102b-108b); 8) Basat’ın Depegözü Öldürmesi (108b-119b); 9) Begil-oğlu Amran (119b-128b); 10) Uşun Koca-oğlu Segrek ( 128b-137b); 11) Salur Kazan Tutsak olup Oğlu Uruz’un Çıkarması (137b-147b); 12) İç-Oğuz’a Taş Oğuz Asi Olup Beyreg’in Ölmesi (147b-154a).

Nüsha temmet yani tamam oldu sözü ile sona erer.[1]

Dede Korkut Kitabı Dresden Nüshasının İlk Sayfası.
Dede Korkut Kitabı Dresden Nüshasının İlk Sayfası.
slub-dresden.de

Vatikan (V) Nüshası

Dede Korkut Kitabı‘nın V nüshasının başında aynı yazıyla yazılmış başka bir eser daha vardır: Hikâyet-i Latife-i Ûcûbe-i Mehbûbe-i Zarife.[4] Sayfa 2b-58a da bulunan eser, 918 adet adalet ve merhamet hakkında ahlaki hikâyeler içermektedir ve Seyyid Ahmed b. Hasan Bali tarafında Farsçadan Türkçeye çevrilmiştir. Bu eser bir görüşe göre, nüshanın istinsah tarihini tespit etme konusunda önemlidir.[9]

Bu hikâyenin dördünce sayfasında eserin II. Bayezid’in oğlu Âlemşah’a sunulmak üzere kaleme alındığı belirtilmiştir. Âlemşah, 1502 tarihinde Manisa’da vefat etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla V nüshası, 1502 tarihinden sonra istinsah edilmiş olamaz. Hikâyenin, Âlemşah’a, Manisa’da sancak beyi olduğu 1500-1502 yıllarında sunulmuş olduğu ve V nüshasının da o tarihlerde istinsah edildiği anlaşılmaktadır.[1]

Tüm Reklamları Kapat

V nüshasının tarihini kesin olarak belirlememiz mümkün değildir. Ancak 1591 senesine tarihlenen temlik (birini mülke sahip kılma) kaydı XVI. yüzyıla ait olabileceği konusunda yeterli bir delildir. Ancak buradaki 1591 tarihini nüshanın istinsah tarihi olarak almamız yanlış olacaktır. Zira bir önceki paragrafta bahsedilen 1502 tarihindeki hikayeden nüshanın bu tarihte halihazırda mevcut olduğu anlaşılmaktadır. 1591 temlik kaydı ise, ismi geçen nüshanın başka bir kimse tarafından satın alındığını veya bir şekilde ele geçirildiğine işaret etmektedir.

Yukarıda bahsedilen temlik kaydına ek olarak 1591 tarihinden önce nüshada başka bir tarih de geçmektedir. 1549-50 tarihli Sun’ullah’ın (nüshada yazılan ve kim olduğu net olarak bilinmeyen bir kişi) ölümünü bildiren tarih ise, Nüshanın XVI. Yüzyılın ortalarına ait olduğuna işaret olabilir. Bununla birlikte nüshanın XVI. ve XVII. Yüzyıllar arasında Mısır-Filistin arasında bir seyahat yapması da yazıya geçirildiği coğrafi ortam üzerine bilgi vermektedir.[9]

Bu dönemin siyasi ortamı kısaca şu şekildedir:

Osmanlı Devleti, I. Selim’in saltanatı sırasında, 1516 Mercidâbık muharebesi ile Suriye, Lübnan ve Filistin’i hâkimiyet altına almış ve Mısır yolunu açmıştır.[10] 1517 Ridâniye savaşı neticesinde ise, Kahire’ye girip Mısır üzerinde hâkimiyet sağlamıştır.[11] Veziriazam Makbul İbrahim Paşa’nın Mısır Kanunnamesi ile başlayan 1525-1560 yılları Mısır için istikrar devri olarak nitelenmektedir. Merkezi idaredeki zaaf ve Mısır’ın idari kadrosunda sıkça yapılan tayinler ile 1561-1583 yılları Mısır’da huzursuzluk dönemi olarak isim alır. Tayin edilen geniş yetkili beylerbeyleri ile 1584-1611 yılları Mısır eyaleti için, ıslah ve tanzim dönemidir.[12]

Tüm Reklamları Kapat

Görüldüğü üzere 16. yüzyılın orta ve sonlarına tarihlenen V nüshası, kargaşa ortamı ve bu ortamdan istikrar dönemine geçiş zamanına denk gelmektedir. Temlik kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla nüsha birkaç kez el değiştirmiştir. Bu durum, nüshayı tarihsel olarak izlememizi güçleştirmektedir.

Dede Korkut Kitabı‘nın V nüshası, 20. yüzyılın ortalarında Vatikan’da bulunmuştur. Bugün hala Vatikan kütüphanesindedir.[4] Nüsha Vatikan Kütüphanesindeki Türkçe Yazmalar arasında 102 numarada kayıtlıdır. 20,5 X 15,2 boyunda olan eser, nesihle yazılmıştır ve her sayfada 13 satır bulunmaktadır. Eser baştanbaşa harekelidir.[1]

Vatikan nüshasının 67 (b) sayfası. Kırmızı olarak yazan yazı da "Hikayet-i Bamsı Baryek (Beyrek)" yazmaktadır.
Vatikan nüshasının 67 (b) sayfası. Kırmızı olarak yazan yazı da “Hikayet-i Bamsı Baryek (Beyrek)” yazmaktadır.
digi.vatlib.it

Dede Korkut boyları nüshanın 58b-106a varakları arsındadır.[1], [4] Nüshanın adı Hikâyet-i Oğuznâme-i Kazan Beğ ve Gayrı şeklindedir. Nüshada 1 mukaddime (İslam eser telif geleneğinde eserlerin başındaki önsöz veya girişin adı) ve 6 hikâye bulunmaktadır. Bu nüshadaki mukaddime ve hikâyeler D nüshasındaki mukaddime ve 6 hikâye ile ortaktır.[4] Ancak D nüshasının 6. Hikâyesinin (V nüshasındaki 12. hikaye) iki yaprağı eksiktir. Bu eksik olan hikâyenin sadece baş ve son tarafı bulunmaktadır.[1]

Giriş bölümünden sonra V nüshasındaki hikâyeler sırasıyla şu şekilde verilmiştir:

Tüm Reklamları Kapat

1) Hikâyet-i Han-oğlu Boğaç Han (60a-67b); 2) Hikâyet-i Bamsı Baryik (Beyrek) (67b-84a); 3) Hikâyet-i Salur Kazan Evi Yağmalanduğudur (84a-91b); 4) Hikâyet-i Kazan Beg’ün Oğlu Uruz Han Dutsak Olduğudur (91b-100a); 5) Hikâyet-i Kazılıg Koca-oğlu Yegenek Beg (100a-103b); 6) Hikâyet-i Taş-Oğuz, İç-Oğuz’a Asi Olup Baryek (Beyrek) Vefatı (103b-106a).[1]

Dede Korkut Kitabı‘nın D ve V nüshalarının ortak bir dip nüshaya dayandığı düşünülmektedir. Gürol Pehlivan, her iki nüshayı karşılaştırarak iki nüshada da yapılan ortak hataları tespit etmiştir. Farklı müstensihlerin aynı hatalara düşmesini tesadüf ile açıklayamayacağımız için her iki nüshanın da dayandığı bir dip nüshadan bahsedebiliriz.

Her iki yazma çok büyük oranda ortak olmakla birlikte aralarında farklılıklar da vardır. Pehlivan bu farklılıkları tablolar halinde göstermiştir ve müstensihlerin müdahaleleriyle ilgili birtakım sonuçlara ulaşmıştır.[13] Bu farklılıklar, dip nüsha ile iki yazma arasında, henüz bulunamamış başka bazı nüshaların da olabileceğini işaret etmektedir.[4]

D ve V nüshalarının yazıya geçiriliş tarihi olarak net bir bilgimiz bulunmamasına karşın akla uygun tahminler yapmamıza yardımcı olacak bilgilerimiz de vardır. Her iki nüsha da bugün elimizde bulunan Dede Korkut Kitabı‘nın 12 boyunun, temel alındığı nüshalar olması bakımından önemlidir. Bu nüshaların boyları arasında neredeyse hiç fark bulunmamasına karşın yazıya geçirildikleri yer ve zaman farklı olduğu için tabii olarak boyların (hikayelerin) anlatılmasında birbirinden farklı kelimeler kullanılmıştır.

Dede Korkut Kitabının Vatikan Nüshasının İlk Sayfası.
Dede Korkut Kitabının Vatikan Nüshasının İlk Sayfası.
digi.vatlib.it

Sonuç

Dede Korkut Boyları, uzun yıllar boyunca sözlü geleneğin bir kaynağı olduğu için ilk olarak ne zaman ve nerede söylendiğini tam olarak kestirmekte güçlük çekmekteyiz. Buna karşın sözlü kaynaktan yazılı kaynağa geçişin izlerini net olmasa da takip edebiliyoruz. Yaygın olarak kabul gören görüş, 16. yüzyılın ikinci yarısında Kuzey Azerbaycan, Erzurum yörelerinde (Akkoyunlu coğrafyasında) yazıya geçirilmiş olabileceği yönündedir.

Tüm Reklamları Kapat

Dede Korkut’un gerçekten tarihi bir şahsiyet mi yoksa toplum tarafından yaratılmış mitolojik bir kahraman mı olduğu tartışması hala sürmektedir. Ancak toplumun sözlü geleneğinin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan ve bir nevi tarihin bir döneminde var olduklarını etrafındakilere elinde kopuzuyla birlikte haykıran kimse(ler)in olması çok muhtemeldir.

Eğer yenileri bulunmazsa, bildiğimiz Dede Korkut nüshaları Vatikan, Dresden ve Günbed nüshalarından ibarettir. Vatikan ve Dresden nüshaları, birbirleriyle büyük ölçüde benzerlikler içermesine karşın Günbed nüshası diğer iki nüshada olmayan bir hikaye anlatmaktadır. Ayrıca bu nüsha doğaüstü varlıklara işaret eden bir hikaye olmasının yanında genellikle Çin kültürü ile ilişkilendirilen ejderha motifinin kullanıldığı ilk hikayedir. Bu da Günbed nüshasının D ve V nüshalarının dayandığı dip nüshadan farklı bir nüshaya dayandığını işaret edebilir.

Sözlü edebiyatın okunması en eğlenceli metinlerinden olan destanlar; tarih, psikoloji, sosyoloji ve kültürel antropoloji gibi alanlarda kullanılmayı beklemektedir. Özellikle tarih alanındaki araştırmacıların çoğu haklı olarak doğaüstü varlıkların ve olayların cirit attığı bu tarz anlatılara ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Araştırmacıların dönemin birinci elden kaynaklarıyla veya daha yakın tarihlerde yayınlanan telif eserlerle kıyaslamak suretiyle bu anlatılardan yararlanılabileceği kanaatindeyiz. Son olarak şunu da belirtmemiz gerekir ki, sözlü gelenekle birlikte yoğrulan anlatılar zamana ve mekana meydan okuyarak bugünlere gelmişler ve uğradıkları topluluklardan da birtakım haberler getirmişlerdir.

Etiketler

Sende Paylaş:  Facebook    Tweet    Pinterest    Google+    Whatsapp  

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

İçerikler

Sohbet siteleri ziyaretçilerine yeni insanlarla tanışarak, arkadaşlıklar kurabileceği bir ortam sunmaktadır.

Takip Et

Sende ♥ hemen takip et

© Copyright 2023 Askimsin.Net - Tüm hakları saklıdır.